GÜNCEL    EKONOMİ    EĞİTİM-KÜLTÜR-SANAT    YAŞAM - SAĞLIK    SPOR    ANALİZ    İHALELER
Foto Galeri Video Galeri Kırgızistan Kırgız Medyasından Künye

Kırgız Halk İnançları (II)

Kırgız Halk İnançları (II)
24 Şubat 2015, 13:03
KONUK KALEMLER
0 Yorum
Bu haber 1358 defa okunmuştur.
Facebook  Twitter 

Doğum İle İlgili İnançlar

Bazı yerlerde doğumun kolay olması için hamile kadın yılanın havını kaynar suya atarak içer, böylece yılanın süzülüp yol aldığı gibi çocuğun da kolay doğacağını inanılır.

Doğum yapacak kadın, her seferinde kolay doğum yapan kadınlardan birinin elbiselerini ya da özellikle iç çamaşırlarını giyerse onun gibi kolay doğum yapacağına inanır.

Yaşlı iki kadın, hamile kadını bir battaniyeye veya örtüye yatırarak, “ong, ong” der, sallarlar. Böylece kolay doğum olacağına inanılır.

Doğum yapacak kadın, ayvanın çekirdeğini yerse doğum kolay olur.

Doğumu zor olan kadın keçinin ayaklarını tutar. Sürüden bir aygır getirilerek evin etrafını bağlanır, çünkü bu, kuvvetin gücün sembolüdür. İnanışa göre böylece kolay doğum olur, kadın sancılara dayanır.

Doğduğunda ağlamayan çocuğun sağlıksız ve ömrünün kısa olduğuna inanılır. Çocuğun ağlayarak doğması sağlıklı ve uzun ömürlü olacağına işarettir.

Çocuk doğduğunda iki eli kapalı olursa veya içinde kan tutmuş olursa bu durum kahraman olacağına inanılır.

Doğum Sonrası İnanışlar

Çocuğun eşi geldikten sonra “kindik” (göbeği) kesilir. Göbeği doğum yaptıran kadın, önceden çocuğun babasının bıraktığı bıçakla keser. Keçeyi yakıp külünü göbeğe basar. Göbeği kesen kadın “Kindik Ene” (göbek ana) onun kocasına da “Kindi Ata” 8göbek ata) denir.

Kırgız Türkleri’nde bebeğin göbeği ebeye ait olan ayakkabının kenarına konarak kesilir. Ayakkabının seçilmiş olması onun, uzun ömrü simgelemesidir. Kindik Ene (göbek annesi) çok tecrübeli, çok çocuk sahibi, yaşlı ve saygınlığı yüksek kişilerden seçilir. O, artık çocuğun ikinci annesi sayılır ve çocuğun gelecekteki hayatında bütün törenlere özel misafir olarak çağrılırlar.

Çocuğun hayatında bolluk bereket içinde yaşaması, çoluk çocuk sahibi olması için göbeğin parçasını meyveli bir ağacın dibine gömerler. Bazı aileler ise bütün çocukları göbek parçalarını biriktirip hepsini temiz, beyaz bir beze sararak iyi yetişen bir ağacın dibine gömer. Böylece kardeşler arasıda birlik, beraberlik ve dayanışma olacağına inanılır.

Yeni doğum yapan kadın için terlesin diye genç  hayvan kurban edilip özel kalorili yiyecekler hazırlanır. Kadın kırk güne kadar elini soğuk suya değdirmediği gibi soğuk eşyalar asla eline almaz. Bunun anlamı da bunlara dikkat etmediği sürece çocuğun acımasız, şefkatsiz olarak büyüyeceği inancıdır.

Dünyaya gelen çocuğu haber verirken bazen erkek veya kız çocuk oldu diye değil de; börü (kurt), tilki doğdu diye haber verilir. Burada börü, erkeği tilki ise kızı temsil eder.

Yeni doğan çocuğun sağlığı iyi olsun, ileride vücudunda yara bere çıkmasın diye Kırgızlar, çocuğu tuzlu suyla yıkarlar. Çocuğun yıkandığı suyu temiz ve kuru bir yere dökerler. Eğer akarsuya ve nemli bir yere dökülürse çocuğun hastalanacağına inanılır.

Çocuğun ilk kundak bezi ve “it köynek”ü kırkı çıkıncaya kadar yıkanmaz. Eğer çocuk kırkı çıkana kadar hastalanmazsa yıkanmayan bu bez toprağa gömülür. Böylece çocuğun ömür boyu hiç hastalanmayacağına inanılır.

Kırgızlar, dünyaya yeni gelen çocuğun ağzına ilk önce neyi, hangi şeyi koyarlarsa, çocuğun geleceğinin ve kaderinin ona bağlı olacağına inanırlar. Dolayısıyla çocuk doğduğunda genelde ağzına “sarı may” (sarı yağ) sürerek çocuğa tattırırlar. Buna “oozandıruu” (çocuğun ağzına yağ sürme ) denir.

Çocuğun ağzına sarı may çalınırsa o, zengin bir kişi olur ve rızkı kesilmez. Büyüyüp delikanlı olduğu zaman anne babasına karşı iyi niyetli ve merhametli olur, iyi insanlarla karşılaşır, ömrü uzun olur, ömür boyu fakirlik görmez. Çünkü sarı may zenginliğin sembolüdür.

Küçük bebeğe “suk girdi”, “kirene kirdi” (nazar değdi) denilen inanışları var.Böyle durumda özellikle yazılmış manzum metinlerin yardımı ile çocuğun vücuduna yerleşmiş olan kara güçleri kovarlar. Buna “çoyuu” veya “kirine löö” denilmektedir. Örneğin;

Bismillahirrahmanirrahim

Bu benim elim değil

Umay ana, Batma, Zuuraların eli

Emçilerin eli, peygamberin eli

Ak kayrak ata, Gök kayrak ata

Ata, yalvarmak benden yalvalamak senden

Yüksek , yüksek, yükseğe git

Yükseklerde odun kesen geyik’e git

Kaya, kayaya git, kayalarda dolaşan tilkiye git

Kır, kırlara git, kırlarda otlayan ineklere git…

Çocuğa isim konulurken ezan okunarak üç defa ismi söylenir.

3-5-7 sayıları kutsal sayılardır. Çocuğun ismi üçüncü gün çıkarken tan vaktinde kıbleye dönülerek konulur. Çok rastlanan isimler ise Semetey,Asel, El-nura (Halk nuru) Bakıt(Mutluluk) ve Tölegendir.

Çocuğu olupda yaşamayan aileler, çocukların yaşaması için adını Tursun, Toktobek, Toktoğlu, Toktobübü, Bekbolot, Taşbolot vb. isimler koyarlar.

Kırgızlarda onların hayat tarzlarıyla ilgili olarak bazen kanatlı kuşların, hayvanların adları çocuğa konur. Buradaki maksat çocuğun yaşaması, uzun ömürlü dayanıklı olmasını sağlamaktır. Hayvan adlarının çocuğa yardım edeceğine inanılır.Hayvan adları koyarken, adı konacak hayvanın Kırgız halk düşüncesinde ifade ettiği sembol ve anlam esas alınır. Örneğin aslan, gücün ve kuvvetin sembolü olduğu için çocukların adı Arstanbek, vb. konur. Bu inanış ve uygulama, Türk toplumlarında genel ve yaygın bir uygulamadır.

Her seferinde kız çocuğu olan fakat erkek çocuk isteyen Kırgızlar, kızlarına Erkin gibi erkek adı verir; erkek elbisesi giydirir, yanlarına bıçak, silah vb. asarlar, böylece bundan sonra erkek çocuk olacağına inanılır. Erkek çocukları olup da yine erkek çocuk isterlerse çocuğun adını, devam etsin arkası gelsin anlamına gelen “Ulan” koymaktadırlar.

İkiz çocukların beşikleri yan yana konmaz, nazar değmemesi için ikisi birlikte kapıya çıkarılmaz. Büyüyünceye kadar ikisine de kütü elbiseler giydirilir.

Lohusalık Dönemi ve Çocuğun Kırkını Çıkarma

Loğusa kadın, akşamları tek başına dışarı çıkmaz, çocuğu evde tek bırakmaz. Çünkü şeytan ve kötü ruhlar her ikisine de zarar verir.

Loğusa kadın kırkının içinde ateş yakmaz. Yakarsa çocuğun gözü kızıl olur.

Loğusa kadın çocuğu ilk yıkanırken nazar değmesin diye, leğendeki suya para atar.

Hamile kadın doğum yaptıktan sonra kırkı çıkıncaya kadar saçlarını kesmez. Çünkü çocuk kısa ömürlü olur.

Bebek kırk günü doldurduğunda kırk kaşık suyla yıkanıp, kırk karuktu (kırk çeşit kumaştan birleştirerek dikilmiş) gömleği giydirme adeti vardır.

Bebeğin eski gömleği çıkartılarak hamurdan yapılan bebek şekline giydirilmekte ve köpeğe atılmaktadır. Köpek hamura dolanan gömleği parçalayarak hamuru yerse çocuğun hayatı uzun olur, ya da zararlı güçlerin aldatıldığına inanılır.

Çocuğun doğumundan yirmi gün sonra yarı kırkı çıktığında ya da kırkı çıkarken ense tarafından veya saçlarının uçlarından bir miktarının kesilmesine “Karum Saçı Aluu” (karın saçını kesme) ya da “ilk saçı kesme” denir. Kırgızlarda kırkı çıkarken kesilen bu saç saklanır. Bu uygulama yapılmadığı takdirde çocuğun gözlerinin şaşı olacağına inanılır.

Bazı Kırgız çocuklarının başında birkaç saç teli daha uzun veya farklı olur. Bu saç telleri kutsal sayılır ve “Nazar Saç” denir. Bu saç yellerinin çıkmasına sebep olarak çocuğun annesinin hamileyken kutsal yerlere ve mezarlara gitmesi gösterilir. Çocuk 5-6 yaşlarına gelince kutsal yerlere, mezarlara götürülüp kurban kesilir. Bu saç telleri de kesilir. Kesilen bu saçlar çocuk sahibi olması için çocuğu olmayan birisine verilir.

Umay Ene inanışı

Kırgızistan da Umay’ın koruyucu melek veya ruh olduğuna inanılır. “Umay Ene” Kırgızların sığındıkları ruhlara girer.

Doğum her zaman kolay olmaz. Çağrılan yaşlı ve tecrübeli kadınlar doğum yaptırırken “benim elim değil umay enenin eli” der. Böylece Umay anadan yardım isterler. Zira Umay ana çocuğu saklayan, çocuk ile anneyi kötülüklerden koruyan çocuğun doğumuna yardımda bulunan bir ruh olarak kabul edilir.

Umay Ene’nin anne ve çocuğu hastalıklardan sakladığı, kötü ruhların etkisinden koruduğu inanışı ile çocuğu beşiğe belerken ve tedavi için ilaç verilirken de “benim elim değil, Umay Enenin eli” diye söylerler.

Evde çocuğu yalnız bırakıp yatırmak gerektiğinde “Umay Ene’ye bıraktım” deyip merak etmezler. Bebeğin yüzünü “Umay Ene yıkar” diye her gün yıkamazlar.

Albastı (Albarstı)

Albastı inancı bütün Türk kavimlerinde vardır. Gagauzlar albastıyı kötü ruhlu bir dev şeklinde tasvir ederken; Kazak Türkleri onu tilki, keçi veya sarı saçlı bir bebek şeklinde; Özbekler ise dağınık saçlı bir kocakarı halinde düşünmektedirler.

Kırgızlarda albastı, sarı albastı ve kara albastı olmak üzere iki çeşittir. Sarı albastılar hoca ve bahşıların okumasıyla kaçar giderler. Kara albastı ise kendini görmeye muktedir olan ocaklı adamlardan başkasından korkmaz. Kara albastı ciddi ve ağırbaşlı bir ruhtur. Sarı albastı ise hoppa ve şarlatandır. Çoğunlukla insanları hile ve aldatmakla ele geçirir ve zarar verir.

Loğusa kadına musallat olan albastı, Kırgızların inanışlarına göre onun ciğerini alıp suya atar. Bu durumda doğum yapan kadın ölebilir. Dolayısıyla gerek doğum anında gerekse doğum sonrası anne ve çocuğu albastıdan korumak için bazı uygulamalar yapılır.

Doğum esnasında kadının yanında su bulundurulmaz. Su kaplarının ağzı kapatılır. Doğum yapan kadın özellikle geceleri yalnız bırakılmaz, odada ışık söndürülmez. Yastığının altına ekmek veya demir cinsinden bir şey konur. Bazen demircinin bir mendili veya külahı bile albastıyı korkutmaya yeter. Doğumun kolay olması için ve albastıdan zarar görmesin diye erkekler dışarıda tüfek atar, demir kapları birbirine vurarak ses çıkarırlar.

Albastı, lohusalara musallat olup ciğerini çıkarınca bahşılar veya ocaklı adamlar albastıyı yakalayıp ciğeri yerine koymaya mecbur ederler. Albastıyı yakalayan bahşı eline komuz (kopuz) alarak şu türküyü söyler.

Ey albastı!

Zalım koy ciğeri yerine

Zavallının canını iade et

Sözümü tutmazsan

Bana hürmet etmezsen

Gözlerini çıkarırım

Bundan sonra albastı ciğeri yerine koyar ve ölen lohusa iyileşir. 

Kıyamet inancı

Bu inanç bir efsaneyle birlikte gelmiştir. Buna göre; “Ahir zaman geldiğinde ezan büsbütün okumayacak. Bir gün sabahleyin Ye’cüc ve Me’cüc, İskender-i Zülkarneyn’in etrafındaki demir çemberi kırıp bütün dünyaya yayılacak. Ye’cüc ve Me’cüc’ün başkanı Tacaal (Deccal) çanlı tahtının üstüne tersten binecek ve zurnasını çalacak. Çanlar çalındığında, bu sesleri duyan canlılar, bu sese uyarak doğrudan cehenneme gidecek. Bu çanların sesini değirmenciler ve çobanlar duymayacak. Bu da Kırgız halkının çalışkanlığını ve böylece cehennemden kurtuluşunu anlatmakta olup, Allah’ın Kırgızlara verdiği  bir nimet olarak değerlendirilir.

Su ile ilgili inançlar

Suya taş atılmaz. Eğer suya taş atan olursa su ona başka bir gün daha kötü muameleyle karşılık verir. Suya pislik atılmaz, suya tükürülmez. Çünkü suyun anası bulaktır ve her bulağında bir Tanrısı vardır.

Uzun yolculuktan dönenlerin, hapisten kurtulanların başına annesi, hanımı veya büyük kız kardeşi tarafından türlü belaların yok olması için su dökülür. Bazı bölgelerde de uzaktan gelenlerin başında su çevrildikten sonra dökülür.

Kötü rüya görenler, bu rüyalarını, onunla akıp gitmesi için suya anltırlar.

Düğünlerde duadan sonra evdekilere su ve tuz dağıtılır. O suyu içenin, dua kudretiyle kötülüklerden kurtulacağına inanılır. Düğünden gelen yolculara hayatının tatlı olması için şekerli su verilir.

İşlerin su gibi ilerleyebilmesi için kuru üzüm çöpleri suya atılır. Evden ayrılanların tekrar eve dönmesi için arkalarından su dökülür.

Nevruzdan önce kap kaçaklara doldurulan suyun Nevruz gecesi insanların başlarından döndürülerek dökülmesi, suyun kötülük ve hastalıkları çekeceği inancına dayanır.

Çocuğu olmayan kadınlar, sabahleyin güneş çıkmadan ve kimse görmeden bazı sulardan üç defa içerler. Yeni doğan çocuk kırkıncı günde kırk kaşık su ile yıkanır ve köydeki çocuklara kırk ekmek dağıtılır.

Bazı kadınlar da sahrada bulunan bir ağacın,bir pınarın veya suyun yanında gecelerler, kurban keserler, dua ederler.

Kırgızistandaki diğer inançlar

Korkan insanı tedavisinde kurşun ve parfin dökülür. Hastanın başının üzerine tabak içerisinde su konulur. Suyun üzerine erimiş kurşun veya parfin dökülür. Soğuma sonucu tabakta meydana gelmiş şekil neye benziyorsa hastanın ondan korktuğu yorumlanır.

Gelinin elinin bereketli olması için, gelin evin eşiğinden girmeden onun eli şeker şerbetine batırılır.

Kırgızlara göre gece ev temizliği yapılmaz. Eğer ev temizlenirse düşmanların çoğalacağına inanılır.

El süpürgesi ile temizlik yapıldıktan sonra süpürgeyi yere yatırmak gerekir. Duvara dik koymak doğru değil, yoksa şeytanlar gelip evi temizler.

İt dirseğinin Kırgızcası “tirsek”tir. Kırgızlar tirsek hangi ğözde çıkarsa o elin işaret parmağıyla orta parmağını kırmızı bir iple birbirine bağlıyorlar.

Otururken dizlerin karın bölgesine çekilerek oturulması doğru değil. Böyle oturmak işlerin gerilemesine neden olur.

Nazar değmesin diye takılan boncuklar siyah-beyazdır. Kola, boyuna ya da saça takılır. Eğer bu boncuklar kırılır siyah beyazdan ayrılırsa nazar değdiği düşünülür. Nazarı boncuk çekmiş kişiyi koruma altına almıştır.

Tuz ya da tuzlu suyun yere dökülmemesine özen gösterilir. Dökenin hayatında zorluklar olacağına inanılır.

Eve iyilik girmesi için ilk adım sağ ayakla atılır.

Herhangi bir şekilde kaza olup sağ kalındığında “tülöö” adeti yerine getirilir. Bunda hayvan kesilerek dokuz ekmek “baabedin” yapılarak Allah’a yalvararak dua edilir.

(Son)

(http://omarkosger.blogcu.com/)

Bu haber 1358 defa okunmuştur.

Facebook  Twitter  Google  StubmleUpon 

KONUK KALEMLER  KATEGORİSİNDEN HABERLER

Kırgız Toplumunda Sufizm Geleneği (5)

Kırgız Toplumunda Sufizm Geleneği (5) Asya halklarından biri olan Kırgız toplumu arasında İslamiyet’in Sufizm yoluyla yayıldığı bilinmektedir. Kırgızlar ...

Kırgız Toplumunda Sufizm Geleneği (4)

Kırgız Toplumunda Sufizm Geleneği (4) Asya halklarından biri olan Kırgız toplumu arasında İslamiyet’in Sufizm yoluyla yayıldığı bilinmektedir. Kırgızlar ...

EVRAZES’e giriş kemer sıkmaya götürdü

EVRAZES’e giriş kemer sıkmaya götürdü Rusya’nın ekonomik problemleri, EVRAZES’ten büyük ekonomik beklentileri olan Kırgızistanlıların bu beklentilerini b...

Gümrük Birliği’ndeki Kırgız işgücü

Gümrük Birliği’ndeki Kırgız işgücü Tahminlere göre her on Kırgızistan vatandaşından birisi Rusya’da ekmek peşinde koşuyor. 6 milyon nüfusun 550 bini R...

Kırgız Toplumunda Sufizm Geleneği (3)

Kırgız Toplumunda Sufizm Geleneği (3) Asya halklarından biri olan Kırgız toplumu arasında İslamiyet’in Sufizm yoluyla yayıldığı bilinmektedir. Kırgızlar ...

Kırgız Toplumunda Sufizm Geleneği (2)

Kırgız Toplumunda Sufizm Geleneği (2) Asya halklarından biri olan Kırgız toplumu arasında İslamiyet’in Sufizm yoluyla yayıldığı bilinmektedir. Kırgızlar ...

Kırgız Toplumunda Sufizm Geleneği (1)

Kırgız Toplumunda Sufizm Geleneği (1) Asya halklarından biri olan Kırgız toplumu arasında İslamiyet’in Sufizm yoluyla yayıldığı bilinmektedir. Kırgızlar ...

Kardeşin, kardeşe çelme takması kardeşi üzer

Kardeşin, kardeşe çelme takması kardeşi üzer Şu husus bilinmelidir ki Türk(iye) kamuoyu; Eski Sovyetler Birliği üyesi Türk Devlet ve Topluluklarından bu olay so...

Türkiye-Rusya krizinde Kırgızistan nerede olmalı?

Türkiye-Rusya krizinde Kırgızistan nerede olmalı? Bizim için iki dost ülkenin, birbirinin saçlarına yapışmış iki insan gibi bir halde iken, Cumhurbaşkanımızın bir ta...
Özer RAVANOĞLU Özer RAVANOĞLU
MANAS İLAHİYAT FAKÜLTESİ ve TATBİKAT CAMİİ
Nurettin AKSU Nurettin AKSU
Kırgız sanat dünyası acı bir yılı geride bıraktı

  •  
  •  
  •  

  • Bugün haber eklenmedi.

  • Son 7 gün haber eklenmedi.

  • Bu ay haber eklenmedi.

Tüm videolar

  Atambayev'den klip
 

Atambayev'den kl

İzlenme:964

   
  Bir Zamanlar Ankara'da
 

Bir Zamanlar Ankara&

İzlenme:1944

   
  Büyük Manasçı Sayakbay Karaliyev
 

Büyük Manasçı Sayakb

İzlenme:2090

   
  Yetenek Sizsiniz 2014 / Atai Omurzakov ve Tumar KR
 

Yetenek Sizsiniz 201

İzlenme:3308

   

Tüm fotoğraflar

  TALAS
 

TALAS

İzlenme:0

   
  BATKEN
 

BATKEN

İzlenme:0

   
  SON KÖL
 

SON KÖL

İzlenme:0

   
  KIRGIZİSTAN'DAN
 

KIRGIZİSTAN'DAN

İzlenme:0

   

ANKET

Örnek Anket?



Tüm Anketler

Döviz Kurları

HAVA DURUMU