Kırgız Toplumunda Sufizm Geleneği (1)


Açıklama: Asya halklarından biri olan Kırgız toplumu arasında İslamiyet’in Sufizm yoluyla yayıldığı bilinmektedir. Kırgızlar arasında İslamiyet’in Sufizm yoluyla yayılmasında birçok tarikat yapılanmasının Nakşibendî, Suffi Allayar, Ahmedi, Bakırgan ve Kırk Çiltenler büyük rol oynadığı bir gerçektir. Bu tarikatların bazı özellikleri zamanla Kırgız kültürünün bir parçası haline gelmiştir. Bu bakımdan Kırgızlar arasında günümüze kadar gelen bazı örf‐âdetlerde tarikatların izlerine rastlanabilir. Ayrıca Sufizme ilişkin izlerle, başta Manas Destanı olmak üzere, Er Töştük gibi kimi destanlarda ve XIX. yüzyıla ait şiirlerde karşılaşmak mümkündür. Bu anlamda Sufizmle ilgili Kırgızca deyimler dahi bulunmaktadır. Bunların yanı sıra Sufizm, dolayısıyla sufi kelimesi ile ilgili olarak yer adlarına (Sopu‐Korgon, Sufi‐Bülend), insan adlarına ve mütevazı insan anlamını veren nitelemelere yer verildiği de anlaşılmaktadır.
Kategori: KONUK KALEMLER
Eklenme Tarihi: 24 Ocak 2016
Geçerli Tarih: 17 Ocak 2018, 12:09
Site: Turk Kyrgyz
URL: http://www.turkkyrgyz.com/haber_detay.asp?haberID=1629


Giriş

Kırgızistan coğrafyası, İslamiyet açısından iki önemli noktada dikkati çekmektedir: Birincisi, Orta Asya’nın göbeğinde bulunan bu coğrafyaya İslamiyet, 751 yılındaki Talas Savaşı ile ilk adımını atmıştır.  İkincisi ise, ilk Müslüman Türk devleti olarak bilinen Karahanlıların yaşadığı ve merkez edindiği bir bölgedir. Bu süreç bağlamında Kırgızistan coğrafyasında yaşayan ırgızların İslamiyet’e geçişinin belli süreçleri ihtiva ettiği bilinmektedir. Öyle ki bu süreç, İslamiyet’i daha iyi öğrenmek adına aktüel bir şekilde hâlâ devam etmektedir.  

Orta Asya’nın diğer yerli halklarında olduğu gibi İslamiyet, Kırgızlarda da Sufizm yoluyla kabul görmüştür. İslamiyet tektir, Müslümanlık faklıdır’ düsturundan hareketle burada da, İslamiyet’i kabul eden her halkın kültürü ile dinin bazı özellikleri iç içe geçmiştir. Bu durum, dinin, toplumun kabul ettiği bir inanç özelliğinden daha çok onların hayat tarzındaki bir geleneğin parçası olarak kalmasını doğurmuştur. Bu bağlamda Sufizm, başka bir ifadeyle İslamiyet, Orta Asyalı Kırgızların kültürel değerleri, örf ve âdetleri ile sarmaş  dolaş  olmuş; bunun yanında edebiyat ve günlük hayatlarına da yansımıştır.  

‘Kırgızlarda  İslamiyet’in yayılmasında Sufizmin rolü’ üzerine yapılmış  bir takım araştırmalar bulunmaktadır. Bu araştırmalarda, konuyla ilgili, XIX. yüzyıla ait Kırgız şairlerinin şiirlerinde bir takım izler bulunduğunu görüyoruz. Ayrıca bunlar, XIX. yüzyılda değil Sovyet döneminde yayınlandığı da bilinmektedir. Oysa ki, Sovyet dönemi edebiyatında, tam tersine, literatür, ateizme doğru yol alırken Kırgızistan coğrafyasında Sufizme dayalı  İslamiyet’in yan etkileri/zararları vurgulanmaya çalışılmıştır. Bunlara Kırgız şairi Aalı Tokombaev’in “İmam Karmaldı”(İmam Tutuklandı), “Eski Adattar Coğolsun” (Eski Gelenekler Kaybolsun), “Kurman Aytta Büt Cumuşta Bololu”(Kurban Bayramda Hep Çalışalım) adlı şiirlerini, Sovyet döneminin ateizm doğrultusunda hareket edildiğine dair düşünceye örnek olarak gösterebiliriz. Kırgızlarda Sufizm üzerine, Yu. G. Petraş, S. Mambetaliev, T. Bayalieva ve A. Tabışalieva gibi araştırmacıların yazdığı eserlerde oldukça zengin bilgiler bulunmaktadır. Ancak bu bilgilerin, Sovyet sisteminin araştırma usullerine göre yazılmış  olduğunu unutmamak gerekir; zaten, bu eserlere dikkatle bakıldığında bu açıkça görülmektedir. Bağımsızlık döneminde ise, bu konu üzerine, daha spesifik ve dikkatli bir  şekilde yüksek lisans ve doktora çalışmaları yapılmıştır. M. Cumaliev’in “Ahmed Yesevî ’nin Ömür Colu Cana Anın Sufizm Boyunça Köz Karaşı” (Ahmed Yesevî ’nin Hayatı ve Sufistik Görüşleri) ve Ç. Kırgızbaeva’nın “SSCB Dönemindeki Kırgızistan’da Ateizm” adlı yayınlanmamış  çalışmaları (Yüksek Lisans Tezi) yer almaktadır. Bunun yanında Ali Yaman’ın Orta Asya’daki Laçiler üzerinde yapmış  olduğu araştırma ve çalışmalar da önemli bir kaynak niteliğindedir (Yaman 2006).  

İslamiyet’in Kırgızlar Arasında Yayılmasında Rol Oynayan Tarikatlar

Malum olduğu üzere, Sufizm, insanı bencillikten uzaklaştıran, kalbi temizliğe götüren, kalbin ruhî olarak temizlenmesine yol gösteren, böylece insan karakterinin arınmasına, lütufkâr olmasına, kendini ve özellikle Allah’ı tanıma ve ona ulaşma erdemini ortaya koyan vasıtadır. Daha doğrusu, din aracılığıyla, insandaki insanlık cevherine ulaştıran bir vuslattır. Sufizmde temel işlevleri yerine getiren sufiler (Kırgızca’da sopu olarak ifade edilir) dir. Sufiler, kalplerini, kötülüklerden Allah’ı zikir ederek arındırırlar. Orta Asya’da Sufizmin en önemli işlevi, insanı, nefsanî duygulardan kurtarmak ve arındırmaktır. Başka bir ifadeyle, Allah ile insanı yakınlaştırmaktır.  

Sufizm yoluyla İslamiyet’in Kırgızlar arasında yayılmasında birkaç tarikatın çok önemli rol üstlendiği anlaşılmaktadır. Kırgızca’da “Sufizm ordenderi” olarak tanımlanan Sufi tarikatlarda büyük tarihî şahsiyetler yer almaktadır. Bunların başında Baabedin Nakşibendî (Vahabidin), Hoca (Koco) Ahmed, Suffi Allayar (Sopoldayar), Bakırganlar gibi kimseler gelmektedir.  Orta Asya’daki Müslüman ahali, Vahabidin Nakşibendî’yi ulvî bir şahsiyet olarak kabul eder ve ona koruyucu vasfını yükler. Kırgızlar da, bu inancın bir sonucu olarak, kötülük ve felaketten kurtulmak ve feraha çıkmak düşüncesiyle Baabedin’e (Vahabidin’e) atfen yedi veya dokuz adet tokoç adıyla bilinen yağda hamur pişirerek dilek ve niyazlarda bulunur ve dua ederler. Bu âdet, bugün hâlâ Kırgızistan’ın kırsal bölgelerinde, özellikle Narın bölgesinde yaygın olarak sürdürülmektedir. Bu uygulama, araştırmacılara göre, (Karasaev 1996:847) insanları fani işlerden soyutlama ve fakirliğe bir davettir. Daha doğrusu dünyalık işlerinden uzaklaşma, hakikate yaklaşma, mal‐mülkten sıyrılma, bu dünya için değil öbür dünya için çalışma ve ona göre hazırlık yapmaktır. Bu da zaten, Sufizmin temel düşüncelerinden biri olarak kabul edilir.

Rivayetlere göre Baabedin (Vahabidin Nakşibendî), çiftçilikle uğraşan, buğday ekip‐biçen, daha sonraları ipek kumaşlar işleyen, bu işi meslek edinen bir insandır. Manas Destanı’nda Baabedin, çiftçiliğin piri olarak tanımlanır. Baba‐Dehkan (dehkan‐çiftçi demek) olarak, Manas Baatır (Bahadır) buğday ektiğinde, ekinin verimli olmasında önemli yer tutan bir pir olarak tasvir edilir. Bu bağlamda, Kırgızlar arasında ‘Baabedin’e adamak’ (Baabedinge atoo), ‘Baabedin vermek’ (Baabedin berüü), ‘Baabedin’e bağışlamak’ veya ‘Baabedin yapmak’ şeklinde deyimler hâlâ canlı bir biçimde yaşamaktadır. Bir diğer bilgiye göre, Baabedin bir şeyh adıdır. Buhara şehrine yakın bir köyde yaklaşık 1318 yılında dünyaya gelmiş, gençlik yıllarında Sufizm yoluna girmiş bir  şahsiyettir. Halkı daima dünya işlerinden vazgeçmeye ve fakirliğe davet etmiştir. Çiftçilikle, daha sonra nakışla uğraştığından Baabedin (Vahabidin) Nakşibendî adını alır. Nakşibendî, nakışla uğraşan kişi anlamına gelir. Kırgızlar arasında İslamiyet’in yayılmasında Baabedin’in ve kendisinden sonra kurulan Nakşibendî tarikatının büyük rolü olmuştur.

Bir diğer tarikat Bakırganî (Bakırgan)’dir.  Bakırganî tarikatı, adını XII. yüz‐ yılda Orta Asya’da dervişliğiyle  şöhret olmuş birinden alır. Gerçek adı Süleyman olan bu dervişin özelliği, güzel sözlerle ve  şiirle halkı  İslâmiyet’e davet etmesidir. Bu dünyanın fani, öbür dünyanın gerçek olduğunu hikâyelerle, rivayetlerle ve söylemlerle ahaliye aktarmaktadır. Baabedin gibi, onun da göçebeler arasında İslamiyet’in yayılmasında büyük emeği geçmiştir. Suffi Allayar (Sopol‐ dayar) ise, XVII. yüzyılda ortaya çıkan bir tarikattır. Kurucusu Sopoldayardır. Zamanının  şairi, hatta Orta Asya’nın en tanınmış filozoflarından birisi olmuştur. Hanlıklar döneminde, özellikle Kırgızların Hokand Hanlığı’na tabii olduğu dönemde, çocukların mektep ve medreselerde Sopoldayar’ın şiirlerini ve hikâyelerini okuyarak eğitim gördükleri ifade edilmektedir. Onun sayesinde Türk halkları, Arap alfabesinde yazılan İslamî bilgilerden haberdar olmuşlardır.  

Halk arasında Hoca Ahmet, Kul Koco Akmat adıyla bilinen ve sufizmin halka yayılmasında önemli hizmetleri olan Ahmed Yesevî, XII. yüzyıla ait mistik bir şairdir. Orta Asya ve Doğu Türkistan’da yaşayan Türk halkları arasında İslamiyet’in yayılmasında Ahmed Yesevî ve onun kurduğu dervişlik sisteminin büyük rol oynadığı dikkati çekmektedir. Bu bakımdan Kırgız halkı arasında Hoca Ahmed Yesevî ile ilgili bazı önemli rivayetler hâlâ aktarılmaktadır. Bu rivayetlerden bazıları, öyle ki, hesap günü iyilik ve kötülük terazisi ortaya konulduğunda terazinin tam ortasında Hoca Ahmed Yesevî ’nin duracağı ve kişilere yardım edeceğinden bahseder. Kırgız şairi Toktogul Satılganov’un;

Koşumça cıygan eşender, Azezildin aldında, / Kendisi için mal toplayan Eşenler,Azrail’in önünde

Kokuyga kalat dep uktum. / Yalvarırlar diye duydum.

Akçasın aldap almakka, Aytat calgan dep uktum. / Kandırarak paralarını almaya, Yalan söylemeye de hazırdırlar diye duydum.

Allanın cönün bile albay, Koco Akmattın astında, / Allah yolunu bilmeden, Hoca Ahmet’in altında

 Kılıçtan kıyma tez kelse, Muhammeddin kaşında / Kıyamet koparsa, Hazreti Muhammed’in önünde,  

Aldap algan attarın, Kaytarıp beret dep uktum. / Kandırarak aldıkları atları geri verirlermiş diye duydum. (Toktogul 1968: 847)

şeklindeki dizelerine rastlanmaktadır. Bu şiirde “Kılıçtan kıyma zamanı” (Kılıçtan geçirme zamanı) diye kıyametten bahsedilmektedir. Maltabarov’a göre (2002: 250),  Orta Asya halklarında ve Kırgızlar arasında  İslamiyet’in yayılmasında Yesevîlik büyük paya sahiptir. Hatta Yesevîliğin, Nakşibendî ve Bektaşî tarikatının temelini oluşturduğunu ileri sürmektedir.

Laaçiler, Lyaçiler olarak ifade edilen bir diğer tarikat ise, Kırgızistan’ın güney bölgesinde daha çok yayılmıştır. Halk arasında “gizli insanlar” olarak da bilinirler. Lyaçiler adının anlamı da onların haftada bir kere toplanarak ilahi söylemesinden, yani ilahi sözünden oluşmaktadır. Diğer tarikatlardan farkı ise, bir araya geldiklerinde zikir çekerek, sama (sema ) ediyor olmalarıdır. Lyaçilerin başındaki kimseye sarkor (Farsça Ser –baş kelimesi ile ker –çı ekinden oluşup, başçı anlamına gelmektedir) adı verilmektedir. Dolayısıyla bunları da Sufizmin uzantısı olarak değerlendirmek mümkündür. Günümüzde Kırgızistan’ın Calalabad, Bazar‐Korgon, Arslanbap, Nookat,  Şaymerden, Özgön, Kara‐Şoro gibi bölge ve yerleşim yerlerinde Lyaçilerin bulundukları köyler vardır.  

İsmailitler ise, Hz. Ali’nin yedinci mirasçısı olan İsmail’in adından gelmektedir. Bu tarikatın başında bir pir durur. Onların özelliği de günde sadece iki defa namaz kılmalarıdır. Bir de Cuma namazını kılmazlar; haftada bir kere toplanarak Pir Sözü kitabından bilgi alırlar. Kırgızların sosyal hayatına ters düşen tarafı da at eti yememeleridir. Bundan dolayı Kırgızlar arasında bu tarikat çok yaygın değildir. Ancak yine de, herhangi bir insanı İsmailit tarikatına davet etmek için bazı hususlara dikkat edilmesi gerektiği ifade edilir. İnsanın yeteneğine bakmak; nasihat edebilen seviyeye getirmek; eski inançları varsa ondan vazgeçirmek; ant içmek;  İsmailî eğitimiyle tanıştırmak; zikir ve diğer özelliklerini öğretmek; kendisi, İsmailit olduktan sonra akrabalarını da bu tarikata çekmesini teşvik etmektir. Bunların Orta Asya’daki merkezî yeri Pamir bölgesi olmuştur. Orada göçebelikle uğraşan Kırgızların bir kısmı, bu tarikatı benimsemişlerdir. Kırgızların yanında Pamir bölgesindeki Tacikler de bu tarikatı benimsemişlerdir. Tabışalieva’ya göre (1993:89), İsmailit tarikatı mensupları beş vakit namaz kılmaz, oruç tutmaz, sadece dinî sohbet ve dinî kitapları okumakla meşgul olurlar.

Bir başka tarikat Kırk Çilten adını taşımaktadır. Halk arasında Çiltenler olarak da bilinir. Çil kelimesi Fars dilinden gelmiş olup, kırk anlamına gelir, ten ise vücut anlamındadır. Buna göre çilten, kırk vücutlu veya ruhlu anlamına gelir. Kırk kavramını da hemen her yerde kullanırlar. Kırk Çilten Tarikatı’nın her bölgedeki grupları tam kırk kişiden oluşur. Bu kişiler, Kırgızlar arasında evliya (Kırgız Türkçesiyle; oluya) gibi kabul görürler. Manas Destanı’nın devamını oluşturan Semetey’de “Atasın tartkan Er Semen, Aktulpardı Çuratıp, Caynagan suuga kirdi ele. Koldogonu kırk çilten Koltuğunan alıptır” (Babasına çeken Er Semetey Ak burağına binerek, su içine girmiştir. Onun koruyucusu olan kırk çilten, onun sudan çıkmasına yardım etmiştir) (Karasaev 1996:777) ifadeleri yer almaktadır. Er Töştük Destanı’nda da, Kızır  İliyas kırk çilten (Hızır ve  İlyas/Hıdırellez kırk çilten) diye ifade geçmektedir. Kırk Çilten, Manas Destanı’nda, genelde Manas zor duruma düştüğü zaman onun kurtarıcısı olarak tasvir edilir. Çilten, Manas Destanı’nda mitolojik anlamda özelliği olan, iyilik yapan güç olarak da kendini gösterir (Manas 2010:126). Hatta çiltenlerle ilgili olarak Manas Destanı’nda Manas’la Kırk Çilten Hızır’ın karşılaştığı ve Akbaltay’ın nasihatiyle Manas’ın Koşoy’a doğru gitmesinin anlatıldığı bir bölüm de bulunmaktadır (Manas 2010:161).  

Ahmedî (Ahmed Yesevî) koluna mensup Saçlı Eşenler adındaki tarikat ise, Kırgızistan’ın güneyindeki Arslanbap, Calal‐Abad, Oş  bölgelerinde etkin bir şekilde İslamiyet’i yaymıştır. Bunların kullandığı temel eser, Yesevî’nin Hikmet’i olmuştur. Kendilerini Yesevî müritleri olarak kabul ederler. Kırgızistan’ın kuzey kısmında ise, Tanrı Dağları Kırgızları Alka (Destekle) adındaki cemaati oluşturmuş, bunu düzenleyen işanlarla (eşen) beraber orada Sufizmle ilgili kitapları okumuşlardır (Bayaliyeva 1981:28).

XIX‐XX. yüzyıllara gelindiğinde Rus Çarlığı verilerine göre, Sufizmin büyük yayılma alanı ve destek bulduğu Türkistan’da, 11.230 cami ve mescit olmak üzere 12.000’den fazla imam ile 5.800 mektep, 5.700 müderris, 1.415 kabristan, 1.500 şeyh ve 686 işanlık (eşen) merkezi bulunduğu ifade edilmektedir (Tabışalieva 1993:83). Bunların sayısı, Çarlık döneminden sonra, Sovyet devrinde, yasaklanarak, yıkılarak, yok edilerek son derece azaltılmıştır.  

Dr. Roza ABDIKULOVA

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

(Devam edecek)