Kırgız Toplumunda Sufizm Geleneği (3)


Açıklama: Asya halklarından biri olan Kırgız toplumu arasında İslamiyet’in Sufizm yoluyla yayıldığı bilinmektedir. Kırgızlar arasında İslamiyet’in Sufizm yoluyla yayılmasında birçok tarikat yapılanmasının Nakşibendî, Suffi Allayar, Ahmedi, Bakırgan ve Kırk Çiltenler büyük rol oynadığı bir gerçektir. Bu tarikatların bazı özellikleri zamanla Kırgız kültürünün bir parçası haline gelmiştir. Bu bakımdan Kırgızlar arasında günümüze kadar gelen bazı örf‐âdetlerde tarikatların izlerine rastlanabilir. Ayrıca Sufizme ilişkin izlerle, başta Manas Destanı olmak üzere, Er Töştük gibi kimi destanlarda ve XIX. yüzyıla ait şiirlerde karşılaşmak mümkündür. Bu anlamda Sufizmle ilgili Kırgızca deyimler dahi bulunmaktadır. Bunların yanı sıra Sufizm, dolayısıyla sufi kelimesi ile ilgili olarak yer adlarına (Sopu‐Korgon, Sufi‐Bülend), insan adlarına ve mütevazı insan anlamını veren nitelemelere yer verildiği de anlaşılmaktadır.
Kategori: KONUK KALEMLER
Eklenme Tarihi: 29 Ocak 2016
Geçerli Tarih: 17 Ocak 2018, 12:05
Site: Turk Kyrgyz
URL: http://www.turkkyrgyz.com/haber_detay.asp?haberID=1631


Sufi Tabirinin Günümüz Kırgız Toplumundaki Yeri

Yer ve İnsan Adları ile Sıfat Olarak Kullanım Şekilleri  

Sufizm kelimesinden türeyen sufi (sopu) tabiri Kırgızca’da ve Kırgızlar arasında birkaç anlamda kullanılmaktadır. Sufi veya derviş, dünya zevklerinden uzak ve fani dünya ile ilgisi olmadan, sırf öbür dünya için yaşayan kimsedir. Diğer bir anlamı ise, Allah kelamından söz eden, Allah için yaşayan kimsedir. Ayrıca, cami veya mescitlerde insanları namaza çağıran, ezan okuyan müezzin anlamına da gelir. Sufinin bir diğer anlamı ise, tespihin en büyük boncuğuna verilen imamedir. Bu bakımdan, sufi tabirinin  İslamiyet açısından, Kırgızlarda birkaç işlevi yerine getirdiği anlaşılır. Ayrıca sufi tabirinin, İslam dininin Orta Asya’da yayılmasındaki rolünden dolayı zamanla yer ve insan adlarında kullanıldığı dikkati çeker. Bu bağlamda Sufi‐Buland, Sopu‐Korgon gibi yer adları buna güzel bir örnek teşkil etmekle birlikte buraların Kırgızistan’ın güneyinde bulunan tarihî ve mimarî özellikleri olan eserlerin adları olduğu tespit edilir. Ayrıca Sufi (Sopu) tabirinin insanların bir sıfatı olarak da kullanıldığı görülmektedir. Buna göre, ‘sopu insan’ nitelemesiyle, bu kimsenin mümin, çok mütevazı bir kişi olduğu anlaşılır. Bunun dışında yer adlarında da kullanılagelmektedir.

Onlardan biri Sopu‐Korgon olup, XIX. yüzyılda Kırgızların da tabi olduğu Hokand Hanlığı döneminde kurulmuş bir mimari eserdir. Hokand Hanı Muhammed Ali (Madali) zamanında 1827 yılında inşa edilmiştir. Söz konusu bölgenin adı hakkındaki malumât ve rivayetlere bakılacak olursa, bu bölgenin daha önceden bir tarla olduğu, orada Sopu (Sufi) adında bir fakir kimsenin yaşadığı ve daha sonraları bu kimsenin bölgeye ağaç diktiği, tarlayı ekip biçmeye başladığı dile getirilmektedir. Sopu çevresinde çok mütevazı bir kimse olarak tanındığı ve nam saldığı ifade edilmektedir. Sopu’nun zamanla bu bölgeyi taştan duvarlarla çevirdiği, yaptırmış  olduğu duvardan (korugon, kurgan) dolayı bölgenin Sopu‐Korgon şeklinde anıldığı ileri sürülür. İpek Yolu güzergâhında olan bu yerden, kervancıların geçtiği, yönünde arkeolojik kazılara ilişkin bilgilere ve çeşitli mimarî eser kalıntılarına rastlamak mümkündür.  

Kırgızistan’daki ikinci bir yer adı Sufi‐Bülend’dir. Bu yer adı doğrudan İslamiyet ile ilgilidir. Burada, aynı zamanda, Şah‐İsmail’e ilişkin bir mimarî eser de mevcuttur. Bu yer, Kırgızistan’ın Celalabad vilayetine bağlı Ala‐Buka reyonunda bulunan Sufi‐Bülend köyüdür. Sadece köy değil şu an bölge, Sufi Bülend adı ile bilinmektedir. Yer hakkında çeşitli söylentilere ve rivayetlere tanık olmak mümkündür. Öyle ki Mekke’den Hz. Muhammed’in neslinden Şah Cirar (Osmanın oğlu)  İslamiyet’i yaymak için buraya gelir. Fakat  İslamiyet’in buralarda yayılmasını istemeyenler, bu kişiye karşı gelerek onu terslerler. Şah Cirar da Mekke’ye geri dönmek zorunda kalır. Bir diğer açıdan bakıldığında, Safed‐ Bulan yerine ilişkin olarak ahalinin anlattıkları gayet dikkat çekicidir. Zira Medine’den  İslamiyet’i yaymak için birtakım Müslümanların bölgeye geldikleri, buranın eski adıyla Kasal bölgesi olarak bilindiği, bölge halkının yarısının İslamiyet’i kabul ettiği, yarısının ise karşı çıktığı söylenilir. Hâl böyleyken,  İslamiyet’e karşı olanların Müslümanları ortadan kaldırmak için birtakım oyunlar oynadıkları ve entrikalar çevirdikleri, hatta işi katliama kadar götürdükleri anlaşılmaktadır. Öyle ki Müslümanların sadece Cuma namazı sırasında zırhlı elbiselerini çıkardıklarını öğrenen gayrimüslimlerin Cuma namazı vaktinde gelerek 2.772 kişinin kafasını gövdesinden ayırarak katlettikleri anlatılmaktadır. Bu rivayete göre, Sufi‐Bülend, bu dönemde,   İslamiyet’i kabul etmiş  olan zenci Karavanbaş adlı birinin Bulbula adlı kızının yaptıklarından dolayı böyle adlandırılmıştır. Bulbul’nın kızı, Cuma namazı vaktinde katledilen binlerce kişiyi yıkayarak defnettiği, onun,  şehit düşenleri defnettikçe zenci görünümünden uzaklaşarak gittikçe beyazlaştığı, bu olaydan sonra halkın da, ona, Akbula demeye başladığı veya Farsça’da beyaz kadın anlamına gelen “Sofit Bülend” dendiği söylenir. Bununla birlikte Bulbula’nın dünyaya geldiği gün babasının bulanı (Geyiğe verilen ikinci ad) gördüğü, bu sebeple mezarlığın bulunduğu yerin adının Sufi‐Bulan olduğu da rivayet edilir (Celalabaddağı Iyık Cerler cana El Daanışmandığı 2010:66). Bu konuda bir diğer bilgi ise, (Bartold 1965:530) Halife Osman zamanında Sefid‐Bülend’in yakınında, Fergana’da, Muhammed bin Cerir ile 2.700 sahabenin dinsizlerle savaştığı sırada  şehit düştüğüyle ilgilidir. Ancak bu açıklama, Sufi kelimesinin rivayete göre açıklanması olarak kabul edilebilir. Kırgızistan’da bulunan bu tür yerlerin zamanla ziyaret ve medet umulan mekânlar olarak kendini gösterdiği ve halka İslamiyet’i yayma merkezleri haline dönüştüğü ifade edilir (Abramzon 1999:191). Bununla birlikte Sufizm ile ilgili yer adlarının bulunduğu birtakım hikâyelerin çeşitli eserlerde yayınlanmakta olduğuna ve halk tarafından ilgiyle karşılanarak, beğenilerek okunduğuna tanık olunmaktadır. Buna Özbekçe neşredilmiş  olan eser (Meliboev 2009) güzel bir örnektir. Bu olayların akabinde, yaklaşık kırk sene geçtikten sonra, buraya Şah Cirar’ın oğlu Şah Fazil’in geldiği ve  İslamiyet’i yayarak, yaklaşık on beş  sene, bu bölgede hayat sürdüğü ifade edilir (Bernştam 1997:344). Ayrıca bazı araştırmacılara göre, Safed‐Buland’deki  Şah‐Fazil kabristanının iç görüntüsü itibariyle epigrafik ve mimari olmaktan ziyade daha çok dervişlerin ikamet ettiği mekân özelliğini taşıdığı da ileri sürülür (Nastiç 1989: 281).

Üçüncü bir yer ise, Kırgızistan’ın Batken’de bulunan Kırk Çilten kabristanı ile ilgilidir. Bölge halkı, söz konusu kabristanı, Manas’ın kırk çorasının mezarlığı olarak kabul etmektedir (Manas 1995:379).

Diğer bir yer adı ise, Şahimardan Hazreti Ali’dir. Adı geçen zat bu bölgelere gelmemesine rağmen onun mezarlığı olduğu kabul edilen mekânlardan biridir. 

İnsanlar, çok çeşitli amaçlarla ve düşüncelerle buraları ziyaret etmektedirler. Bu ilgi, bugün de canlı bir  şekilde devam etmektedir. Çocuğun, “karın çaçı” olarak bilinen doğduktan sonraki ilk saçının kesilmesinden başlayarak birçok örf ve âdetin, bu mekânlarda icra edildiğine tanık olunabilir. Öyle ki, bu yerlerde, çocuğun uzayan ilk saçının bölgedeki moldo olarak bilinen molla tarafından kesildiği, yanı sıra bir koyun veya koç kurban edildiği görülür. Bunun dışında,  Şahimardan’dan bahsedilirken, burada çok eski bir ev görüldüğünde ve kimin olduğu sorulduğunda, Sufizmle bağlantılı bir yer olduğunun göstergesi olarak ‘eski işanındır’ veya ‘eskiden yaşamış bir mollanındır’ cevabı alındığı da bilinir (Petraş 1961:24).

Sulayman Dağı ve orada yaşayan  şeyhlerin, bu bölgeyi ziyaret edenleri kabul ederek Kuran’dan bir sure okuduğu, bunun karşılığında ziyaretçilerden para ve hediye aldıkları söylenir. Bu veya buna benzer durumlara, Sovyetler Birliği döneminde yasaklama ve ceza getirilmesine rağmen bu tür uygulamalar o dönemde de, bugün de devam etmektedir. Öyle ki Mambetaliev (1966:79), 1966 yılında, Sovyetler Birliği döneminde kaleme aldığı bir yazısında “Sulayman Dağı tepesindeki evin yıkılması, bozdurulması ve “kutsal değildir” ibaresi bulunmasına rağmen bu yerlere ziyaret devam etmiştir. Zamanla ziyaretin önüne geçilmişse de buranın suyunu, toprağını kutsaldır düşüncesiyle satma olayı devam etmiştir” diye belirtmektedir.

Bunların dışında, Orta Asya’daki bazı bölgeler,  İslamiyet açısından çok etkin roller üstlenmiştir. Bunların başında, bugün Kazakistan sınırlarında yer alan Türkistan bölgesindeki Ahmet Yesevî gelmektedir.  Ahmet Yesevî, Orta Asya, başka bir ifadeyle, Türkistan Türklüğü açısından ikinci büyük öneme sahip veya “küçük Mekke” olarak adlandırabileceğimiz bir konumundadır. Nakşibendî tarikatının kurucusu Vahabidin Nakşibendî’nin kabristanı da (Buhara’ya yakın yerdedir) bu kutsal mekânlardan biridir. Öyle ki, halk arasında, ‘üç defa burayı ziyaret eden Mekke’ye gitmiş kadar olur’ düşüncesi hâkimdir (Tabışalieva 1993: 90,91). Bugün Kırgızistan sınırları içinde bulunan Safed‐Bulan kabristanı da aynı Ahmet Yesevî kabristanı veya türbesi gibi ikinci Mekke konumundadır. Sovyetler Birliği döneminde, her ne kadar yasaklansa bile, halkın gizliden gizliye ziyaret edip medet umduğu kutsal yerlerden biridir. Burası, hâlâ ziyaret edilen mekânlardan biri olarak kutsiyetini muhafaza etmektedir.

Dr. Roza ABDIKULOVA

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

(Devam edecek)