APENDİ FIKRALARI


Açıklama: Bu sayfamızda Kırgız kültürel mirasının bir parçası olan mizah örneklerine yer vereceğiz. Sayfa, Cengiz Buyar tarafından hazırlanmaktadır.
Kategori: Gülmece
Eklenme Tarihi: 16 Temmuz 2014
Geçerli Tarih: 19 Ocak 2018, 18:50
Site: Turk Kyrgyz
URL: http://www.turkkyrgyz.com/haber_detay.asp?haberID=309


APENDİ’NİN AKILLI KARISI

Apendi bir gün ineğini satmak için pazara götürürken yolda karşısına köpekler çıkar. Apendinin etrafını saran köpekler havlamağa başlar.

Apendi: Benden ineği satın almak mı istiyorsunuz? İneği on altına satıyorum.

Köpekler havlamağa devam eder.

-İneği on altına satıyorum verebilir misiniz?

Köpekler yine havlamağa devam eder.

-Tamam, ineği size satacağım; ama parayı ne zaman vereceksiniz?

Köpeklerin havlamayı kesmeye niyetleri yoktur.

-Haftaya mı? Neyse tamam?

Apendi sağına soluna bakınır ve en büyük köpeğe işaret ederek:

-Paraları senden alacağım.

Apendi ineği köpeklere bırakıp evin geri döner. Apendi’yi karşılayan karısı sorar;

-İneği sattın mı?

Apendi: Sattım.

Karısı: Kaça sattın?

Apendi: On altına.

Karısı: Hadi, parayı ver.

Apendi: Parayı almadım.

Karısı: Ne zamana alacaksın?

Apendi: Haftaya.

Karısı: Nasıl haftaya?

Apendi: Ben ineği köpeklere sattım, anlıyor musun? Ve onlar parasını haftaya vereceklerini söylediler.

Bir hafta geçer. Apendi köpeklerin yanına gider ve parayı ister. Köpekler Apendi’ye havlamağa başlarlar. O zaman Apendi köpeklerin parayı vermeyeceklerini düşünür.

-Öyle mi? Para vermek istemiyor musunuz?

Apendi en büyük köpeği yakalar ve boynuna ip bağlayıp dövmeğe başlar. Köpek uluyarak kaçar, Apendi de peşinden koşar. Uzun süren kovalamacanın ardından köpek bir yerde durur ve orayı koklamağa başlar.

Apendi: Paranın burada saklı olduğunu mu söylemek istiyorsun? Şimdi bakacağız.

Apendi köpeği iple ağaca bağlar ve toprağı kazmağa başlar. Kazar, kazar ve altın dolu bir küp bulur. Apendi küpü köpeğin burnuna yaklaştırdı ve şöyle der:

-Bak, on altından fazlasını almıyorum.

Apendi parasını alıp küpü toprağa gömüp köpeği serbest bırakır.

Apendi parayla eve döner ve karısına;

-Bak, parayı aldım.

Karısı şaşkınlıkla sorar;

-Köpeklerde nereden para olsun?

Apendi: İnanmıyor musun? Ama ben doğru söylüyorum. Bu köpeğin, ağacın altında altın dolu bir küpü varmış.

Karısı Apendi'nin cevabı üzerine kurnaz bir gülümsemeyle:

-Öyleyse şu küpün yerini bana göster.

-Göstermem. Sen o zaman altın dolu küpü alırsın.

Sonunda karısı Apendi'yi kandırır ve altın dolu küpün bulunduğu yere gitmeğe razı eder. Kadın yol için boorsokları[1] kızartıp çantaya koyar ve yola çıkarlar.

Apendi önden giderken kadın arkadan boorsokları Apendi’nin kafasının üzerinden atmağa başlar.

Apendi: Bana bak kadın, havadan yağmur yerine boorsok yağıyor.

Böylece altın dolu küpün gömülü olduğu yere gelirler. Kadın toprağı kazarken Apendi onu vazgeçirmeğe çalışır.

Apendi: Bizim başkasının malına ihtiyacımız yok.

Ama kadın kazmağa devam etti ve bütün altını çıkarıp alır.

O günden sonra kadın, Apendi’nin kimseye bir şey söylememesi için onu dışarı çıkarmamağa gayret eder; ama bir gün Apendi, kendisini tutamayıp bütün olup biteni yaşlı bir aksakala anlatır.

Bunu Han da öğrenir, Apendi’yi çağırır ve sorar:

-Altın mı buldun?

Apendi; Evet, diyerek kabul eder ve her şeyi anlatır.

Han: Altınlar nerede?.

Apendi: Karımda.

Han Apendi’nin karısını getirmelerini emreder. Karısını huzura getirirler. Han kadından altınları ister:

Kadın: Bizde altın yok.

Han: Nasıl yok? Apendi altın dolu bir küp bulduğunuzu söyledi.

Kadın: Öyleyse ne zaman bulduğunu da söylesin.

Apendi: Söyleyeyim. O gün gökten yağmur yerine boorsok yağıyordu.

Kadın: İşte, siz de gördünüz mü? Apendi, hiç yağmur yerine boorsok yağdığı görülmüş mü?

Ve böylece herkes Apendi’nin karısına inanır.

[1] Boorsok: Küçük parçalar hâlindeki hamurdan yağda kızartılarak yapılan ekmek.

 

APENDİ VE ŞEFTALİLER

Apendi’nin avlusunda bir şeftali ağacı vardı. Daha hiç kimsenin ağacında hiçbir şey büyümezken bu ağaçta üç tane şeftali büyüyordu.

Bey Apendi’nin bahçesinde kızaran bu şeftalileri görünce onları getirmesini emreder.

Apendi kızarmış şeftalileri dalından koparıp tepsiye koyar ve beye gitmek üzere yola çıkar. Giderken şeftaliler tepside yuvarlanıp birbirine vuruyordu.

Apendi yalnızca bir şeftali ile beye gelir.

Bey;"hani öbürleri" diye sorar.

Apendi, "onlar çok geçimsizlerdi. Sana gelirken yolda çok yaramazlık yaptılar ve ben de mecburen onlara ceza verdim" diye cevap verir.

Bey merak ederek "nasıl bir ceza verdin,"diye sorar.

Apendi cevap verir; "İkisini de yedim. Artık hiçbir zaman yaramazlık yapamayacaklar."

 

APENDİ VE BEY

Apendi bir gün sokakta giderken evinin penceresinin önünde oturan beyi görür.

Apendi beyi görmemiş gibi yaparak türkü çığırmağa başlar:

Gönder bana Allah’ım.

Tam tamına yüz altın.

Noksan olsa bir altın.

Almam o zaman, kalsın!

Böylece Beyin evinin önünden geçip gider.

Bir süre sonra Apendi geri gelir ve Beyin yine öylece oturduğunu görür. Apendi yine başlar türkü çığırmağa;

Gönder bana Allah’ım.

Tam tamına yüz altın.

Noksan olsa bir altın.

Almam o zaman, kalsın!

Bey düşünmeğe başlar: "Acaba Apendi doğru mu söylüyor?"

Küçük, ipek bir torbaya doksan dokuz altın koyar ve pencereden aşağı atar. Torba Apendi’nin ayaklarının önüne düşer.

Apendi torbayı alır, oturup altınları saymağa başlar.

Saydıktan sonra kendi kendine; "Burada doksan dokuz altın var, bu ipekli torba da bir altın eder. Demek ki Allah bana tam tamına yüz altın gönderdi. Allah’a şükürler olsun" der ve evine gider.

Bey sokağa fırlar ve bağırmağa başlar; "Apendi! Dur! Böyle olmaz. Sen Allah’tan yüz altın istedin, eksik olursa almayacağını söyledin. Senin doğru konuşup konuşmadığını denemek için doksan dokuz altını ben attım."

Apendi sakin sakin; "Ben senden mi istedim? Ben onları Allah’tan aldım. Çekil yolumdan!" der ve Beyi iterek yoluna devam eder.

Bey peşini bırakmaz ve altınlarını isteyip durur. Böylece Apendi’nin evine kadar giderler.

Bey; "yoksa altınlarımı geri vermeyecek misin" diye sorar.

Apendi, "evet, aynen öyle, vermeyeceğim" diye cevap verir ve aralarında konuşma devam eder.

Bey: Tamam, o zaman hâkime gidelim. O bunu halletsin.

Apendi: Hâkime gitmem.

Bey: Niye?

Apendi: Elbiselerim çok eski ve yıprandı. Bu hâlimle nasıl hâkimin karşısına çıkarım?

Bey: O zaman benim elbiselerimi giy, der ve üstündeki ipek elbisesini çıkarıp Apendi’ye verir.

Yeni ipek elbisesini giyen Apendi, yakasını ve kollarını düzeltir; ama yerinden bile kıpırdamaz.

Bey: Niye gelmiyorsun? Hâkime gitmemiz gerekiyor, diye bağırır.

Apendi: Ben yayan nasıl giderim?

Bey: Yürüyerek gideceksin.

Apendi: Adım atamam, bacaklarım ağrıyor ve hâkim de çok uzakta yaşıyor.

Bey: Benim beş tane eşeğim var. Onlardan en iyi ikisini seçelim, böylece çabucak varırız.

Sonunda Apendi razı olur; "Önceden deseydin ya. Şimdi tamam."

Ahıra gidip en iyi iki eşeği seçerlerler ve hâkime gitmek üzere yola koyulurlar.

Hâkimin huzuruna çıkarlar, saygıyla selâmlayıp yavaşça otururlar.

Önce bey konuşur. Hâkim, Beyi dikkatle dinler, ardından Apendiye döner; "Şimdi sen ne diyeceksin?

Apendi: Bunun dediklerine inanmayın.

Hakim: Niçin?

Apendi: O her zaman yalan söyler. Şimdi üzerimdeki elbiseye de benim der.

Bey yerinden kalkar ve "Elbette, o benim elbisem"! der, bağırarak.

Apendi: İşte görüyorsunuz. Ben biliyorum. Şimdi de size geldiğim eşeğin kendisinin eşeği olduğunu söyler.

Bey öfkeyle bağırır; "Eşek de benim."

Apendi’nin üzerine atılan bey, ipek elbisesini çıkarmağa çalışırken:

Hakim: Bırak onu! Sen beni aptal mı sanıyorsun? O zaman ben hâkim olabilir miydim? Yalan söylüyorsun, yok doksan dokuz altın atmışsın, yok elbise ve eşek seninmiş. Sen galiba benimle dalga geçiyorsun? Fakat buna izin vermem. Ceza olarak eşeğini alıyorum. Apendi sen ise eşeğine binip selâmetle evine git.

Böylece Apendi altınları, yeni ipek elbiseyi ve eşeği alarak evine döner ve rahat bir hayat sürer.

Bey ise hem paradan, hem elbiseden hem de iki eşekten olur.

 

SERT CEVİZ VE YUMUŞAK ÜZÜM

Bir gün Apendi bahçesindeki cevizlerden hana hediye götürmeğe karar verir. Hediyesini götürürken yolda bir tanıdığı Apendi’yi görür ve sorar:

-Nereye gidiyorsun, Apendi?

-Hana ceviz götürüyorum.

Tanıdığı; “hayır, ceviz götürme. Üzüm götür, üzümü çok sever” diye akıl verir.

Apendi onu dinleyip eve döner, cevizleri bırakıp üzüm alır.

Fakat han kuru üzümü hiç sevmezmiş. Han adamlarına, Apendiyi, getirdiği üzümlerle dövmelerini emreder.

Hanın adamları Apendiyi dövmek için üzümleri kendisine atarken Apendi teşekkür etmeye başlar:

-Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim…

Han şaşırarak sorar:

-Hey Apendi, seni dövüyorlar, sen ise teşekkür ediyorsun, bu da ne demek?

Apendi;

-Ben buraya ceviz getiriyordum. Yolda bir tanışa rastladım ve o bana, hana ceviz yerine üzüm götürmemi tavsiye etti. Onu dinlemeyip ceviz getirseydim o zaman cevizler kafamı kıracaktı. Allah’a şükürler olsun ki üzümler yumuşak.

Diye cevap verir.

 

HAZIRCEVAP APENDİ

Bir gün han Apendi’yi kendisiyle ava davet eder.

Ava gitmek için saraya gelen Apendiye ayaklarını bile zor kaldıran bir at verilir. Bütün gün avlanırlar, akşam dönerken yağmur bastırır.

Han ve adamları dörtnala dönerken bindiği zavallı at ile Apendi yağmur altında kalır. Yaşlı atı yürütmek için uğraşan apendi, bir adım bile attıramaz. Islanmamak için çaresizce elbiselerini çıkaran Apendi, atın altına saklar. Şehre geldiğinde yağmur kesilmiştir. Apendi hemen elbiselerini giyer ve hanın yanına gider.

Han, Apendi’nin kupkuru olduğunu görünce şaşkınlıkla sorar:

-Hey Apendi! Sen nasıl ıslanmadın? Biz rüzgâr gibi geldiğimiz hâlde ıslandık.

-Hanım, benim atım rüzgârdan daha hızlı geldi. Ben anında şehre ulaştım ve yağmur bitince size geldim.

Han şaşırırve adamlarına o ata iyi bakmalarını emreder.

Çok geçmeden han yine ava gitmeğe karar verir. Apendi’yi yine yanına alır fakat bu sefer yaşlı ata kendisi biner, kendi atını da Apendi’ye verir.

Eve dönecekleri sıra gökyüzünü bulutlar kaplar ve yağmur başlar.

Atını kamçılayan Apendi ve onun ardından da hanın adamları şehre gelirler.

Han, yaşlı atın rüzgâr gibi gitmesini beklerken o yerinden bile kıpırdamaz.

Han iliklerine kadar ıslanır ve üşür.

Eve güç belâ dönen han, Apendi’nin kupkuru oturduğunu görünce bağırmağa başlar:

-Beni nasıl kandırırsın? Hâlbuki ben sana inanmıştım, her yerim ıslandı.

-Hanım, bana kızmayın. Elbiselerinizi çıkartıp atın altına saklayıp yağmurdan sonra giymeliydiniz. Ben öyle yapmıştım.

 

APENDİ HANI NASIL KANDIRDI?

Evvel zaman içinde çok zengin bir han yaşıyordu. Bir gün, soğuk kulede bir gece durabilene bir küp altın vereceğini ilân etti.

Birçok insan bunu denedi; fakat hiçbiri dayanamadı, gece çok soğuk oluyordu.

Apendi hanın yanına geldi. Han sözünü tekrarladı ve Apendi o gece sabaha kadar eski elbiseleri ile kulede durmağı başardı. Sabah Apendi hanın yanına geldi ve sözünü yerine getirmesini istedi.

Han, Apendi dur dur! dedi. Bütün gece orada durduğunu ispatla. Gece, kulede dururken neler gördün, söyle bakalım.

Uzakta bir yangın gördüm, ateş gökyüzüne kadar yükseliyordu.

Han, öyle mi, dedi. Ateşi gördüysen demek ki ondan ısındın.

Ve böylece han Apendi’ye ödülü vermedi.

Bunun üzerine Apendi hana bir kurnazlık yapmağa karar verdi ve bir süre sonra hanı yemeğe davet etti.

Han çok merak etti ve adamlarıyla birlikte Apendi’nin evine gitti.

Bir saat beklediler, iki saat beklediler, üç saat beklediler; ama ortada ne yemek var ne de başka bir şey. Han kızarak dışarı çıktı. Bir de ne görsün Apendi iki dala bağlanmış kazanın başında oturuyor.

Han sen ne yapıyorsun, diye sordu.

Apendi aldırmadan yemek pişiriyorum, diye cevap verdi.

Ateş nerede?

Yemeğimi güneş pişiriyor.

Aptal! Güneş o kadar yüksekten hiç senin yemeğini pişirebilir mi?

Apendi haklısın han, diye sakince cevap verdi. Nasıl uzaktaki güneş yemeği pişiremezse uzaktaki ateş de beni ısıtamaz.

Han verdiği sözü hatırladı ve Apendi’ye altın dolu küpü vermek zorunda kaldı.

 

APENDİ’NİN CEVAPLARI

Bir gün hanın yanına üç yolcu geldi. Çok uzaktan gelen bu yolcuları han memnunlukla karşıladı.

Yolcular hanın çok hoşuna gitti ve han onlara bir teklifte bulundu:

Benimle kalın, benim topraklarımda yaşayın.

Yolcular her birimiz size birer soru soracağız, dedi. Sorularımıza doğru cevap verirseniz, her zaman sizinle kalacağız.

Han bunu kabul etti. Adamlarına bilginleri ve aksakalları çağırmalarını emretti.

Hiçbiri onların sorularını cevaplayamadı. Han çok üzüldü ve bağırmağa başladı:

Benim halkımın içinde hiç mi bilgin yok?

O zaman kalabalığın arasından biri çıktı ve şöyle dedi:

Hanım böyle soruları ancak Apendi cevaplayabilir.

Han o zaman Apendi’yi hatırladı ve getirmeleri için adamlarını gönderdi.

Hanın adamları Apendi’ye haber verdikten sonra, Apendi değneğini yanına aldı ve eşeğine binip hemen saraya gitti.

Kısa bir süre sonra saraya vardı.

Apendi beni niye çağırdınız, diye sordu.

Han bu üç adam bana soru sordu; fakat benim adamlarımdan hiçbiri cevap veremedi, dedi.

Neymiş bu sorular?

Yolculardan biri ilk soruyu sordu:

Dünyanın ortası neresi?

Dünyanın ortası eşeğimin ön ayağının bastığı yerde, dedi ve sopayla eşeğin ön ayağının bastığı yere işaret etti.

Yolcular sen nereden biliyorsun bunu, diye sordu.

Apendi inanmazsanız, bütün dünyayı ölçün, benim dediğim yer çıkmazsa o zaman bana yalancı deyin, dedi.

İkinci yolcu gökyüzünde kaç yıldız var, diye sordu.

Apendi eşeğimin kaç kılı varsa, gökyüzünde de o kadar yıldız var, dedi.

Yolcular bunu nasıl ispatlarsın, diye sordu.

İnanmazsanız önce benim eşeğimin kıllarını, gece olunca da yıldızları sayın. Doğru çıkmazsa yenildiğimi kabul edeceğim.

O zaman üçüncü yolcu sordu:

Benim yüzümde kaç kıl var?

Apendi benim eşeğimin kuyruğunda kaç tane kıl varsa senin yüzünde de o kadar kıl var, dedi.

Bunu nasıl anlayacağız?

Apendi hiç düşünmeden cevap verdi:

Denemek isterseniz sizin yüzünüzden ve eşeğimin kuyruğundan birer kıl kopartarak karşılaştıralım. Benim dediklerim doğru çıkmazsa ben sizin hiçbir sorunuza doğru cevap veremediğimi kabul edeceğim.

Yolcular Apendi’nin cevaplarını karşısında susup kaldılar ve hanın topraklarında yaşamağa başladılar.