GÜNCEL    EKONOMİ    EĞİTİM-KÜLTÜR-SANAT    YAŞAM - SAĞLIK    SPOR    ANALİZ    İHALELER
Foto Galeri Video Galeri Kırgızistan Kırgız Medyasından Künye
Özer RAVANOĞLU

CALALABAT

07 Temmuz 2014, 17:57

Özer RAVANOĞLU

Facebook  Twitter  Google  StubmleUpon 

Bişkek’ten Calalabat’a yolculuğumuzun ikinci bölümünde üllkenin üçüncü büyük kenti olan Calalabat ile tanışalım...

                th_calalabad1.jpg                       th_calalabad3.jpg

Calalabat'ın bir tarafı dağlık diğer tarafı dalgalı bir alan şeklinde yamaçlarla başlar ve  Fergana Vadisi ile devam eder.  Şehrin hemen kuzeyinde  şehre göre takriben beş yüz metre daha yüksek fevkalade manzaralı yemyeşil bir yamaçta, çeşit çeşit şifalı suların çıktığı bir mekanda Sovyetler zamanında yapılmış dinlenme tesisleri var. Ülkenin değişik yerlerinde bulunan bu tür dinlenme tesislerine “kurort” adı verilmiş. Genellikle Calalabat’a dışarıdan gelenleri buradaki lokantaya yemeğe getiriyorlar. Rahmetli Turan Yazgan hocanın Girişimcilik Üniversitesi Rektörü Ahmet Vecdi Can hoca diğer dostlarımızla birlikte bizi kurorta yemeğe götürmüştü. Gerçekten çok güzel bir yer. Zaten tabiat örtüsü bakımından Cenab-ı Hak Kırgızistan’a çok cömert davranmış. Karlı dağları, bu dağlar arasındaki enfes vadileri, akarsuları ve yüzlerce göl ile cennet gibi bir ülke Kırgızistan.

Komünist rejim şairlere, yazarlara fevkalade değer vermiş zaten rejimlerini de yıllarca bu kişilerle ayakta tutmuş. Calalabat’taki bu tesisler de yazarlar ve şairler için yapılmış. Buna benzer tesisler başka yerlerde de var.

Kırgızistan bağımsızlığına kavuştuktan sonra da burası ihmal edilmemiş bakım, onarımı yapılarak hizmete devam etmesi sağlanmış. Gerçekten de insan sağlığı için fevkalade faydalı suların çıktığı bir mahal. Halen sağlık problemi olanlardan burada gelip kalanlar da az değil. Çok geniş bir alana kurulmuş büyük bir  tesis. Hem banyo yapılarak, hem de içilerek muhtelif özellik taşıyan bu sularla tedavi uygulanıyor. Ayrıca tedavi şekillerini yönlendiren sağlık personeli de mevcut.

                 th_calalabad2.jpg                        th_c.jpg

Bu yemyeşil mekanın ortasında  beşgen, çevreye uygun olarak ahşaptan, oldukça zarif inşa edilmiş bir şadırvan bulunuyor. Her cephesinden ayrı özellikte sular akıyor. Suyun biri sıcak, diğeri soğuk, bir başkası tuzlu… Ve her biri bir başka hastalık için şifa kaynağı olan  sular. Cenab-ı Hakk’ın bir lütfu olan bu suların hepsi de aynı dağın muhtelif yerlerinden çıkıyor. Sonra bu sular çıktığı kaynaktan getirilerek bir şadırvanda toplanmış durumda. Şadırvanın çatısını ayakta tutan dikmelerin üzerlerine de her musluğun karşısına gelecek şekilde asılmış levhalarda hangi hastalığa şifa olduğu yazılmış.

Biran için nerede olduğumu unutarak Türkiye Türkçesiyle önümdeki musluktan su içen adamın duyabileceği bir sesle “bu su ne işe yarıyor, hangi hastalık için şifa” dedim. Önümdeki adam başını musluktan çevirdi ve doğrularak asılı levhayı gösterdi. Kırk beş elli yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bu adam birden irkilerek “Siz Türk müsünüz ?” dedi. Biz  “Evet Türk’üz” demeye kalmadan, hıçkırarak ağlamaya başladı. Her birimizi ayrı ayrı kucaklıyor, boynumuza sarılıyor, gözlerinden yağmur gibi yaşlar boşalıyordu. Bir taraftan da devamlı konuşuyordu. Kırgızca ifade etmeye çalıştığı sözler aşırı heyecan halinde olduğu için, biraz da  ağlamanın tesiriyle dili dolaşıyor  ne söylediği anlaşılmıyordu. Ancak çok tekrar ettiği için sadece “Benim annem Türk’tü” sözünü seçebiliyorduk. “Benim annem Türk’tü” sözü hıçkırıklar içinde tekrarlanıp duruyordu.      

Adamcağızın sevgisine, hasretle boynumuza sarılmasına seyirci kalmak mümkün değildi. Biz de ona sarıldık, bağrımıza bastık, aramıza alarak onunla birlikte resim çektirdik. Grubumuz hareket etmek üzereyken ayrılmak mecburiyetinde kaldığımız için adamcağızın aile hikayesini  dinleme imkanımız olmadı. Adresini bile alamadık. Dolayısıyla resim gönderme imkanımız bile olmadı. Bu ihmalkarlığımız aklıma geldikçe hala üzülürüm.                 

                                                                                                             *   *   *

Bir yıl sonra ikinci gidişimde bu şadırvanın önünden Calalabat şehrini seyrederken yanımdaki dostum bizden biraz aşağıda bir yamacı göstererek “burada eskiden  Enver  Paşa’nın karargahı varmış” demişti.

Hey gidi dünya hey!.. Balkan yaylalarında eşkıya takip eden Kolağası Enver, ve sonra buralarda at koşturan Enver Paşa.

Bu bölgeler basmacılığın en kesif faaliyet gösterdiği yerler. Hep kullanıyoruz ama bu “basmacılar” tabiri de çok yanlış. Rahmetli Mirza Hayıt diyor ki; “Sen kalk sekiz-on bin kilometreden gel  beni yurdumdan yuvamdan kov. Yurduma yuvama sahip çıkınca da adım basmacı olacak öyle mi?

Basmacı  ben değilim. Bu tabir benden daha çok sana yakışmıyor mu?”

Mirza Hayıt haksız mı? Zaten  vatan müdafaası yapan o  yiğitler kendilerine “korbaşılar”  diyorlar. Basmacılar tabirini Ruslar çıkarmış ve onlar kullanmışlar.

Calalabat’ın çok hareketli bir pazarı var. Şehrin içi bile ceviz ağaçları ile bezenmiş. Yollar, meydanlar hep ceviz ağacı. Bu bölgeden özellikle Türkiye’ye ceviz sevkiyatı yapılıyor. Cevizlerin kırılması, ayıklanıp kutulara tasnif edilerek yerleştirilmesi binlerce insana iş imkanı veriyor. Bu çalışmalardan dolayı çok büyük miktarda meydana gelen ceviz kabukları yakacak olarak kullanılıyor. Halbuki bu ceviz kabuklarının da sanayi ürünü olarak değerlendirilmesi ve ülke ekonomisine  katkı sağlanması mümkün.

Bölgenin ikinci ihraç ürünü keber veya kapari. Bu keberden de  yirmi litrelik bidonlarda tuzluyarak salamura halinde Türkiye’ye  gönderiliyor. Türkiye’de özel fabrikalarda iki yüz elli gramlık veya yarım kiloluk ambalajlar halinde hazırlanarak Avrupa’ya ihraç ediliyormuş. Avrupalılar yemeklerinde sos olarak değerlendiriyorlarmış.

Sebze ve meyve bakımından da oldukça verimli bir bölge. Kavun, karpuz, üzüm fevkalade bol. Hepsinin de kendine has bir rayihası var. Calalabad, Bişkek’i besleyen Fergana Vadisi’nde mühim bir merkez. Kırgızistan’ın zengin bölgelerinden sayılır.

Calalabat’ta Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın  Girişimcilik Üniversitesi on beş yıldan beri faaliyet gösteriyordu. Hem bu bölgenin talebelerine hem de Türkiye’den gelen birçok talebeye eğitim verilen bu  kurumun  Turan Yazgan hocanın vefatından sonra faaliyetine son  vermesine çok üzüldüm. Her şeye rağmen Hocanın bunca yıl emek verdiği bu kutsal ocak yaşatılmalı idi.  

(Devam edecek)

Bu haber 1430 defa okunmuştur.

Facebook  Twitter  Google  StubmleUpon 
Özer RAVANOĞLU Özer RAVANOĞLU
MANAS İLAHİYAT FAKÜLTESİ ve TATBİKAT CAMİİ
Nurettin AKSU Nurettin AKSU
Kırgız sanat dünyası acı bir yılı geride bıraktı

  •  
  •  
  •  

  • Bugün haber eklenmedi.

  • Son 7 gün haber eklenmedi.

  • Bu ay haber eklenmedi.

Tüm videolar

  Atambayev'den klip
 

Atambayev'den kl

İzlenme:966

   
  Bir Zamanlar Ankara'da
 

Bir Zamanlar Ankara&

İzlenme:1946

   
  Büyük Manasçı Sayakbay Karaliyev
 

Büyük Manasçı Sayakb

İzlenme:2092

   
  Yetenek Sizsiniz 2014 / Atai Omurzakov ve Tumar KR
 

Yetenek Sizsiniz 201

İzlenme:3310

   

Tüm fotoğraflar

  TALAS
 

TALAS

İzlenme:0

   
  BATKEN
 

BATKEN

İzlenme:0

   
  SON KÖL
 

SON KÖL

İzlenme:0

   
  KIRGIZİSTAN'DAN
 

KIRGIZİSTAN'DAN

İzlenme:0

   

ANKET

Örnek Anket?



Tüm Anketler

Döviz Kurları

HAVA DURUMU