GÜNCEL    EKONOMİ    EĞİTİM-KÜLTÜR-SANAT    YAŞAM - SAĞLIK    SPOR    ANALİZ    İHALELER
Foto Galeri Video Galeri Kırgızistan Kırgız Medyasından Künye
Özer RAVANOĞLU

ÖZGEN’DEN İZLENİMLER (II)

18 Ağustos 2014, 15:27

Özer RAVANOĞLU

Facebook  Twitter  Google  StubmleUpon 

 ÖZGERİŞ  KÖYÜ

Türkiye’den misafirlerimiz gelmeden iki gün önce iftar yemeği verdiğimiz cami bahçesine Özgeriş köyü öğretmeni Meyrem hanım geliyor.Türkiyeden gelen bazı şahısların bu yemek işlerini organize ettiklerini duymuş. Elinde TİKA’ya hitaben yazılmış bir de dilekçesi var. Ben o anda pazarda alışverişteyim. İftar organizasyonunu benim yaptığımı öğrenince TİKA’ya hitaben yazdığı  dilekçeye dolma kalemle benim adımı da hemen oracıkta ilave etmiş. 

Dilekçesinde köyündeki okuldan bahsediyor, zaman içinde nüfus artışından dolayı binanın kifayetsiz kaldığını talebelerin ihtiyacının karşılanamadığını, kırk yıl önce yapılan mevcut binanında harap vaziyette olduğunu yazıyor. Yeni bir okul  binası inşaatı için yardımcı olunmasını istiyor. Bu dilekçeyi oradaki bir arkadaşa bırakmış,  “Özer ağabeye verirsiniz” diye de tenbihlemiş. Meyrem hanım sonra beni telefonla da aradı.  Bizi köye okuluna davet etti. Ben de kendisine heyetle görüşüp haber vereceğimi söyledim.

Meryem hanım Türkiye Diyanet Vakfınnı açtığı Oş İlahiyat Fakültesinden mezun olmuş. Fakültenin her talebesi gibi o da iki yıl Türkiye’de kalmış. Mükemmel Türkiye Türkçesi biliyor. Uyanık, cin gibi bir kız. Fakültenin ilk mezunlarından. Fakülte binasının restorasyonu benim tarafımdan yapıldığı için beni oradan tanıyor. Yaz tatillerinde inşaata gelen talebelerin hepsiyle ilgileniyordum. Hatta kış aylarında inşaatlara ara verdiğimiz için Türkiye’de oluyordum. O zaman vaktim de müsait oluyordu  bu talebelerle ilgilenebiliyordum. Zaman zaman eve yemeğe  götürdüğüm talebeler de oluyordu. İlk mezunların hepsi beni tanırlardı. Meyrem hanıma Kırgızlar Mayram diyorlar. Netice olarak bizim heyeti köye davet etti. Heyet de kabul etti.

Belediye ziyaretinden sonra belediye karşısında bulunan Karahanlı Hakan türbelerini ziyaret ettiler, bol bol resim çekildi. Bu arada Meyrem hanım on dakikada bir telefon ediyor, “neredesiniz, ne zaman geliyorsunuz?” diyor. Neticede Özgeriş köyüne girerken Mayram hanım bir daha telefon edip nerede olduğumuzu, kaç dakika sonra köyde olacağımızı sordu.  “Beş dakika sonra oradayız” dedim. Okul, yoldan otuz kırk metre kadar içerde. Yoldan okula kadar olan mesafeye sağlı sollu çocukları dizmişler. Talebeler Pazar günü olmasına rağmen formalarını giymişler, hepsinin ellerinde karanfiller. Sanki devlet başkanını karşılıyorlar, beklenmedik bir alaka. Mutlu bir iş yaptıklarına inandıkları için çocukların gözlerinin içi gülüyor. Pırıl pırıl çocuklar. Birkaç tanesi başkana karanfiller uzattı. Başkanımız  zarif adam, çocukları tek tek öptü sevdi. Sonra okulun içine girdik. Okul temizdi ama binanın çok eski olduğu her halinden belli oluyordu. Okul müdüresi Tabassum (Tebessüm ) hanım okul hakkında bilgi verdi. “Okulumuzun birinci sınıftan, on birinci sınıfa kadar yedi yüz yirmi dokuz talebesi var. Talebelerimizin tamamı Türkiye Türkçesi bilirler” dedi. Bir sınıfı göstererek “burası Türkçe öğretim sınıfımız, bütün talebelerimize  Mayram hanım Türkçe öğretmenliği yaptı ve bütün okula  öğretti” diye ilave etti.  Sınıfta malzeme olarak TÖMER’in yayınladığı kitaplar, buna benzer eğitici, öğretici beş on kitap daha. Duvarlarda Türkiye haritası ve Türkiye ile alakalı resimler asılı. Belli ki çok dar imkanlar içinde bir şeyler yapabilmek için çırpınan bir yürek var. Kolay iş değil bütün bir okula Türkçe öğretmenliği  yapmak.

Günde kaç saat çalışmak  lazım. 

                                                        th_ozgeris1.jpg

                     Akyazı Heyeti: AK Parti İlçe Bşk. Osman Bey, Bld. Bşk. Yaşar Bey,Bendeniz, Türkçe  Öğretmeni Asil Bey.

Yaşar bey oraya da okulun bazı ihtiyaçlarını karşılarsınız diye bir miktar teberruda bulundu. Sonra okulun önünde bahçede hazırlanan alana geçtik. Bizim için hazırlanmış masalara oturduk.  Önce okul müdiresi Tebessüm hanım davetlerine icabet ettiğimiz için bize bir teşekkür konuşması yaptı. Sırayla bütün misafirlere söz verdi. Yaşar Bey, Osman bey, Turan bey, İrfan  bey,Oş şehrinde Türkçe öğretmeni olarak görev yapan Asil bey, hepsi sırayla konuşma yaptılar. Bu konuşmalardan sonra toplantıyı yönlendiren Meryem Hanım, emekli bir öğretmeni davet etti. Davet edilen şahsı, “eski okul müdürümüz” diye takdim ettiler.  İki talebe üzerinde Türk sancırası (seceresi) yazan bir panoyu getirip okulun duvarının önüne bizim görebileceğimiz şekilde koydular.

Eski Müdür panoyu göstererek heyecanlı  bir şekilde anlatmağa başladı. Başta görünen Oğuz atamızdır. Onun balaları şunlardır. Şurdan Kazaklar çıktı. Şurdan Uygurlar, Şurdan  Özbekler v.s. diyerek günümüze kadar getirip bağladı. Sonunda da gördüğünüz gibi hepimiz Oğuz atanın balalarıyız dedi. Yaşar Başkan tekrar söz aldı. Verdiği bilgilerden dolayı emekli öğretmene teşekkür etti. “Benim eşim de öğretmendir. Ben Akyazı’da öğretmenlerin her toplantısına giderim. Hepimizi yetiştiren öğretmenlerdir. Öğretmenler bir ülkenin en önemli unsurlarıdır. Ben buraya, böyle bir toplantıya katılacağımı yolda öğrendim. Önceden haberim olsaydı daha hazırlıklı gelirdim” dedi. Sonra şöyle ilave etti: “Akyazı’da emekli olan her öğretmene bir altın takarım. Bugün yanımda bulunan bir altınım var  onu  bu  değerli öğretmenimize takmak istiyorum. Zaten bir atanın balaları olduğumuza göre Akyazının buradan, buranın Akyazıdan bir farkı yok" dedi ve "altın takma işini Özer ağabeyimizin yapmasını istiyorum "diyerek beni de onore etti. Emekli öğretmenin göğsüne altını ben taktım. Adamcağız teşekkür konuşması yapmak istedi.  “Ben Cumhurbaşkanımız Bakiev’den ödül aldım bu kadar heyecanlanmamıştım. Gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ederim”i zorlukla söyleyebildi. Dili dolaştı. Konuşamadı. Özür diledi ve ağlayarak gitti.

                                                        th_ozgeris2.jpg

Talebeler gösterilerine başladılar. Elazığ’ın çayda çırasını oynadılar, arkadan Karadeniz folklorundan bir örnek sergilediler. Hazreti Mevlana ile papazlar arasında geçen bir diyaloğu temsil ettiler. Bütün bu konuşmaları, proğramları zaman zaman köy sakinleri de anlasınlar diye Kırgızcaya çeviriyorlardı. Çünkü proğramlar tamamen  Anadolu Türkçesi ile yapılıyordu. Herkes yorgunluğunu unutmuş kendisini köyün havasına kaptırmıştı.

                                                        th_ozgeris3.jpg

NECİP FAZIL ÖZGERİŞTE

Lise birinci sınıf olduğunu sonradan öğrendiğim bir kız talebe Necip  Fazıl Kısakürek’in ‘’Sakarya’’ şiirini okumaya başlamaz mı? Yaşar bey her satırı sessizce o kızla beraber okudu. Çok etkilendik. O manzara aklıma geldikçe bunca yıl geçmesine rağmen hala gözlerim dolar. “Diz üstü çok süründün ayağa kalk Sakarya” denilince, sanki Türk dünyası ayağa kalkıyor gibi geldi bana. Evet, Türk dünyası ayağa kalkacak. Şafak sökecek İnşaallah. Bu olaylar ilk belirtileri.

                                                          th_ozgeris4.jpg                                     

Aynı arabada döndüğümüz Avaz bek yavaş sesle, “Özer Ağabey o kızcağızın okuduğu şiirin yetmiş yüzde yetmişini ancak anlayabildim. Ama farkında olmadan gözlerimden yaş geldi. Baktım ki sizinkilerin de hepsi ağlıyordu” dedi. Duygulanmamak mümkün mü ?  Türkiye de bile Necip Fazıl’dan haberi olmayan milyonlar var. Bu nasıl bir iş. Üstadın hiç aklına gelir miydi acaba Kırgızistan’ın bir köyünde şiiri okunacak.

Bana göre sözden daha güçlü silah yoktur. Silah düşmanını yok edebilir. Fakat söz ikna eder ve mevcudu artırır.  Karşıdan düşer sana ilave olur. Sözün de en güçlü olduğu yer şiirdir. Şiir gerçekten sanatın doruğunda olursa onu hiçbir şey durduramıyor. Ne sınır tanıyor ne tahta perde ne de demir perde tanıyor. O sınırları, duvarları, dağları, denizleri aşıp gidiyor.

Bu arada Özgeriş köyünden de bahsetmek istiyorum. Özgeriş köyü bir Türk köyü. Diğer köylerde sorduğunuz zaman “Kırgızız” der. Özbeklerle meskun bir köyde sorduğunuzda “biz Özbekiz” derler. Ama bu köyde “siz nesiniz?” diye sorduğunuz zaman ‘’Biz Türküz’’ diye cevap alırsınız. Bu cevabı da Kırgızca söylerler. Bu  Özgeriş köyü de Kırgızca konuşan bir Türk köyü. Bunların mevcudu  bir milyon civarında tahmin ediliyor. Türkistan coğrafyasının her tarafında varlar. Yalnız Özbekistan’da  yaşıyorlarsa  Özbek lehçesiyle, Kazakistanda yaşıyorlarsa Kazak lehçesiyle  konuşuyorlar. Ama hepsi “biz Türküz” diyorlar. Rus hakimiyetinde iken Ruslar da bunlara  verdikleri  pasaportlara  “Türk”  diye  yazmışlar. Bazıları bunları  Ahıska Türkleri ile karıştırıyorlar, onlarla hiç alakaları yok. Kırgızistan’da Ata-Der diye bir de dernekleri var. “Azadlıktan sonra kurduk” diyorlar. Bunların menşeileri hakkında muhtelif rivayetler söyleniyor. Bu rivayetlerden birisinde, “bunlar Göktürklerin bakiyesi imiş” denildi galiba bu fikri Namık Kemal Zeybek ortaya attı. Namık Kemal bey bu işlerden anlar ama zannediyorum bir araştırmaya dayanmadan tahmini olarak söylenmiş bir söz olsa gerek. Diğer bir rivayette ise; meşhur Emir Timur Anadolu’ya gittiği zaman dönüşünde onunla birlikte Türkistan’a gelenler olmuş. Anadoludan hayvan sürüleriyle birlikte birçok  çoban v.s. gelip bu bölgelere yerleşmişler.

Rahmetli Orhan Ramazanoğlu (Bahsi geçen insanların çoğu rahmetli oldu, yetimi akran olduk. Bu yazdıklarımı bilmiyorum tamamlayabilecek miyim?. İlerde inşallah  Orhan Ramazanoğlu ağabeyimden, gerçek bir  beyefendi olan bu insandan ayrıca bahsedeceğim.) ağabeyim anlatmıştı.  Kazakistan’ın Türkistan (Yesi) şehrinde pazardan halı almış. Satana ‘’ Bana bir sandalye ver şurada oturayım. Biraz sonra oğlum gelecek, paranı da o zaman vereceğim” demiş. Sonra da  sormuş. ‘’Sen Kazak mısın?’’. “Hayır” demiş, “ne Kazağı ben Türküm” derken gömleğinin kol düğmelerini çözmüş  çemrelerken bak demiş kolundaki tüyleri göstererek “Kazak’ta bu olur mu?”.  Gerçekten Kazakların ,  Kırgızların  kollarında,  bacaklarında, göğüslerinde hiç tüy olmaz.

Geldiğim yıllarda  Büyükelçilikte görevli Din Hizmetleri Müşavirimiz Orhan Balcı biraz rahatsızlanmış. İlk günler acemilik de var. Yardımcı olması düşüncesiyle sekreteri Mira’yı alıp hastaneye gitmişler.

Orada cereyan eden olayı Mira şöyle anlatmıştı. Bir bayan doktorun yanına girmişler. Mira vasıtasıyla doktor  hanım şikayetleri dinlemiş. Sonra Mira’ya “sen dışarıda bekle” demiş. Orhan beye de soyunmasını söylemiş. Kendisi de sırtı dönük vaziyette  bir şeylerle meşgul. Orhan Bey de adamakıllı tüylü, yalnız göğsünde değil omuzları, hatta sırtı bile tüylü.  “Ben dışarıdan duydum” diyor Mira, “bir çığlık sesi geldi içerden. Hemen kapıyı açtım içeri girdim. Orhan Bey belden yukarısı çıplak doktorun hiç görmediği şekilde tüylü bir adam. Elinde ki işinden başını kaldırıp aniden böyle bir tabloyla karşılaşınca kadıncağız fakında olmadan çığlığı atmış.” Kadın kendi kendine söyleniyormuş. “Maymun gibi adam” diyormuş. Tabi Rusça söylediği için Orhan bey anlamıyor. Kalp kontrolü için kabloların göğsüne tutturulması gerekiyor. Kesif göğüs tüylerinden dolayı onu da yapmakta zorlanıyor. Hemşire bir kızcağız üsttekileri eliyle bastırarak tutuyor, ben de aşağıdakileri tutuyorum. Elimiz zaman zaman vücuduna temas ediyor, o da bundan gıdıklanıyor ve gülüyor. Doktor söylenmeye devam ediyormuş. Maymun gibi adam bir de gülüyor. Tabi Orhan bey bir şeyin farkında değil. Bu tablo aklıma geldikçe gülerim. Neyse tekrar seyahatimize dönelim.

Özgeriş köyünden çıktık, tekrar Özgen’e döndük. Daha iftara iki saat vakit vardı. Burada gidilecek iki yer daha var.  “İsterseniz  Seyyid Burhanettin Hazretlerinin  türbesini  ve İmam Serahsi’nin kabrini de  ziyaret edelim” dedim. Olur dedikleri için oraya doğru yöneldik. Türkiye’den gelen hocaların açtıkları Kuran Kursuna kadar arabalarla geldik. Bu kurs Süleyman Tunahan’ın talebelerinin açtığı birçok kurstan biri. Oradan da bir patika şeklindeki engebeli bir yolla Hazretin kabrine geldik. Kısa bir mütealadan ve yapılan dualardan sonra fazla vakit kaybetmeden İmam Serahsi’nin kabrini ziyaret ettik. Heyetimize gerekli bilgileri verdim. İftar mahalline geldiğimiz zaman vakit epeyce ilerlemişti.  Herkes abdest tazeledi. Elimizi yüzümüzü yıkamak hepimize iyi geldi biraz ferahladık, rahatladık. Namazlarımızı kıldık. Akşam namazını yani iftarı beklemeğe başladık.

Oş’tan, Calalabat’tan ve yakın çevreden gelen dostlarla o akşam her zamankinden daha şenlikli oldu. 

(Devam edecek) 

 

Bu haber 1610 defa okunmuştur.

Facebook  Twitter  Google  StubmleUpon 
Özer RAVANOĞLU Özer RAVANOĞLU
MANAS İLAHİYAT FAKÜLTESİ ve TATBİKAT CAMİİ
Nurettin AKSU Nurettin AKSU
Kırgız sanat dünyası acı bir yılı geride bıraktı

  •  
  •  
  •  

  • Bugün haber eklenmedi.

  • Son 7 gün haber eklenmedi.

  • Bu ay haber eklenmedi.

Tüm videolar

  Atambayev'den klip
 

Atambayev'den kl

İzlenme:966

   
  Bir Zamanlar Ankara'da
 

Bir Zamanlar Ankara&

İzlenme:1946

   
  Büyük Manasçı Sayakbay Karaliyev
 

Büyük Manasçı Sayakb

İzlenme:2092

   
  Yetenek Sizsiniz 2014 / Atai Omurzakov ve Tumar KR
 

Yetenek Sizsiniz 201

İzlenme:3310

   

Tüm fotoğraflar

  TALAS
 

TALAS

İzlenme:0

   
  BATKEN
 

BATKEN

İzlenme:0

   
  SON KÖL
 

SON KÖL

İzlenme:0

   
  KIRGIZİSTAN'DAN
 

KIRGIZİSTAN'DAN

İzlenme:0

   

ANKET

Örnek Anket?



Tüm Anketler

Döviz Kurları

HAVA DURUMU